obezite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
obezite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

OBEZİTE VE PROBİYOTİKLER


Obezite ve Probiyotikler

Dünya Sağlık Örgütü 2014 verilerine göre obezite 1980 li yıllardan günümüze 2 kattan fazla artmıştır. 18 yaş üstü yetişkinlerde 1.9 milyar kişi kilolu ve  600 milyon kişi ise obezdir. Bir başka deyişle dünya yetişkin nüfusunun %39’u kilolu ve %13’ü obezdir. Çocuklardaki durum da bundan farksızdır.

Obezitenin gelmiş olduğu ürkütücü boyut özellikle son yıllarda bilimsel çalışmaları hızlandırmış ve obeziteye karşı yöntemler geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu araştırmalar günümüzde de hızla devam etmektedir ve beslenmede yapılacak bazı değişiklikler yoluyla obezitenin sınırlandırılmasının mümkün olabileceği düşünülmektedir.

Bu konuda yapılan bazı çalışmalar probiyotikler üzerine odaklanmıştır. Yapılan araştırmalar doğal bağırsak bakterilerinin obezite, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar üzerinde rol oynadığını göstermiştir. Örneğin 2012 yılındaki bir çalışmada kalın bağırsakta yaşayan bakterilerin enerji yakan kahverengi yağların aktivitesini yavaşlattığı belirlenmiştir.

Obez bireylerin bağırsak florasının normal kilolu kişilerden farklı olduğunu belirleyen çalışmalar bulunmaktadır. Bu farkın yüksek yağlı ve düşük lifli diyet kaynaklı olabileceği düşünülmektedir.

Bir çalışmada probiyotik takviyesi ile bağırsak mikrobiyota dengesinin sağlıklı kiloyu teşvik eden bakterilerin lehine sonuç verip vermeyeceğine bakılmıştır. Bu hipotezi denemek için obez olan kadın ve erkeklerden oluşan 125 kişi ile çalışılmıştır. Deneklere 12 haftalık kilo verme diyeti uygulanmış ve sonrasında 12 haftalık kilo kontrolü diyeti ile devam edilmiştir. Katılımcıların yarısına Lactobacillus rhamnosus sınıfı bakteri içeren hap, diğer yarısına ise plasebo verilmiştir.

İlk 12 haftalık  periyod sonunda probiyotik grubundaki kadınlar ortalama 4.4 kg kilo vermişken, plasebo grubundaki kadınlarda ise kilo kaybı 2.6 kg olmuştur Erkeklerde ise placebo ile probiyotik hap alan gruplar arasında kilo kaybı açısından anlamlı bir kilo kaybı farkı belirlenmemiştir. Araştırmacılar probiyotiğin erkeklerde etkili olmamasının nedeninin kullanılan dozun azlığından olabileceğini düşünmektedir.

12 haftalık kilo  kontrolü döneminde plasebo grubundaki kadınların kilosu stabil kalmışken probiyotik grubundakiler kilo vermeye devam etmişler ve toplam kilo kayıpları 5.2 kg’ye ulaşmıştır. Böylelikle 24 hafta sonunda probiyotik kullanan kadınlar diğerlerine kıyasla 2 kat fazla kilo vermişlerdir. Probiyotik kullanan kadınlarda aynı zamanda iştahı düzenleyen leptin hormonunda ve obezite ile ilişkili olan bağırsak bakterilerinin konsantrasyonunda azalma tespit edilmiştir.


Bu çalışmada kullanılan bakteri Nestle’nin Avrupa’da satılan yoğurtlarında bulunan Lactobacillus rhamnosus’tur. Araştırmacılar, farklı yoğurt türlerinde bulunan bakteri suşlarının da benzer etkileri olabileceğini düşünmektedirler. 

Obezite Nöropsikolojik Bir Hastalık Mıdır?

Obezite her geçen gün daha fazla kişinin etkilendiği, diyabet, kalp hastalıkları, metabolik sendrom, uyku apnesi ve yüksek tansiyon gibi pek çok hastalıkla birlikte seyreden günümüzün en önemli halk sağlığı sorunlarından biri haline gelmiştir. Pek çok diyet uygulamasının var olduğu ve her gün yenilerinin eklendiği diyet endüstrisi maalesef ki artan obezitenin önüne geçmede yetersiz kalmaktadır. Özellikle yo-yo diyetler olarak tabir edilen ve çok düşük kalorili diyetlerin tamamen başarısız olduğu ve aslında metabolizmanın işleyişini daha da bozduğu bilinmektedir. Diyetten illallah adlı kitabımda bu diyetlerden uzak durulması gerektiğini ve kilo vermede en etkili yolun kilo verme hedeflerin küçük tutulduğu ve davranış değişikliği yaratan diyet programları olduğunu detaylı anlatmıştım. Diğer yandan sadece diyet uygulamasının yetersiz olduğu, diyetle birlikte bilişsel ve davranışçı terapilerin uygulanarak çoklu disiplinli bir yaklaşım ile obezite ile mücadele edilmesi gerektiği görüşü her geçen gün daha da geniş bir kabul görmektedir.

Kilo kontrolünde yedikleriniz, içtikleriniz ve fiziksel aktiviteleriniz en önemli bileşenler olmakla birlikte kilo verme üzerinde etkili olan başka faktörler de bulunmaktadır. Yani sadece ne yediğiniz değil nerede, nasıl, ne zaman ve neden yediğiniz kilo verme hedeflerinize ulaşmada rol oynar. Karnınızı doyurmak için değil de duygusal sebeplerden ötürü yemek yiyor olabilirsiniz. Bu durumda da bu sebepleri ortadan kaldırmak gerekmektedir.  Sonuç olarak obezite sadece fiziksel bir sorun değildir ve psikoloji biliminin alanına fazlasıyla girmektedir.

Diğer yandan psikoloji alanında bilişsel yaklaşım giderek önem kazanmaktadır. Bu çerçevede geliştirilen nöropsikolojik testler beyin-davranış ilişkisi çerçevesinde davranışın beyindeki nöral temellerinin değerlendirilmesini sağlamaktadır.

Obezite bilişsel fonksiyonlar üzerinde etkili ve depresyon, bipolar bozukluk, agorafobi ve Alzheimer gibi hastalıklarla da ilişkilidir. Obezite bu hastalıkların riskini arttırdığı gibi bu hastalıklar da obezite riskini arttırmaktadır. Bu nedenle obezite tedavisinde diyetle birlikte bilişsel süreçlerin davranışlar üzerindeki etkilerinin ölçümlenmesi uygun görülmektedir. Diyet uygulamalarına bilişsel davranışçı terapilerin eklemlenerek çoklu disiplinli bir yaklaşım ile kalıcı ve sağlıklı kilo vermede başarılı sonuçlar elde edilmektedir.  
           
Obezitenin nöroloji ve psikoloji alanları ile yakın ilişkisi olduğu bilinmekle birlikte gelecekte yapılacak çalışmalar ile daha net bilgilere ulaşılarak obezite ile mücadelede en doğru yaklaşımın bulunması mümkün olacaktır. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...